SUN‘ULLÂH GAYBÎ

                                                       Tâc marifet tâcıdır
                                                       Sanma gayrı tâc ola
                                                       Taklid ile tok olan
                                                       Hakikatte aç ola

1. HAYATI
1.1. Adı ve Mahlası
Tasavvuf edebiyatının en önemli temsilcilerinden biri olan Sun'ullah Gaybî'nin adı mensur eserlerinde “Kalburcuzâde Sun’ullâh Gaybî el-Kütahyevî” ve “Sun’ullah b. Ahmed b. Beşir Sun'ullâh Gaybî” olarak geçmektedir. Manzum eserlerinde ise "Gaybî" mahlasını kullanmıştır. Arapça "gayb" kelimesinden gelen "Gaybî" kelimesi, "mânevî âlemin sırlarına ait" ya da "mânevî âlemin sırlarıyla ilgili" anlamlarına gelir. Halk arasında Hudâ Rabbim Sultân lakabıyla da bilinir.

1.2. Doğum Yeri ve Tarihi
Sun’ullâh Gaybî Kütahya'da doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Kaynaklarda 1615, 1624, 1629 gibi farklı tarihler geçmektedir. Genel kanaat, onun 1615-1620 yılları arasında doğmuş olabileceği yönündedir.

1.3. Ailesi
Sun'ullâh Gaybî'nin babası, Kütahya'nın köklü ailelerinden ve Elmalılı Ümmî Sinân'ın halifelerinden olan Ahmed Efendi'dir. Kütahya'da on sekiz yıl müftülük yapan Ahmed Efendi aynı zamanda Müftî Derviş mahlasıyla şiirler yazan bir şairdir.

Dedesi Çavdar Şeyhi, Çavdar Baba gibi lakâplarla tanınan Pîr Seyyid Ahmed Beşir Efendi'dir.

Halk arasında Kalburcu Şeyhi Pîr Ahmed olarak bilinen büyük dedesi Ahmed b. Beşir b. Muhammed (ö. 1570) ise Sünbüliyye tarikatının pîri Sünbül Sinan’ın halifesi olup Burhânü’l-elhân fî hükmi’t-tegannî ve’d-deverân adlı bir risâlesi bulunmaktadır. 

Bazı kaynaklarda Sun'ullâh Gaybî'nin Ali İlâhî adında bir oğlundan söz edilmektedir.

1.4. Öğrenim Durumu
İlk tahsilini doğduğu, çocukluk ve gençlik yıllarının geçtiği Kütahya’da babasından almıştır. Eserlerindeki muhteva derinliği Sun'ullâh Gaybî'nin çok iyi bir eğitim aldığını göstermektedir.

Sohbetnâme adlı eserinden anlaşıldığına göre 1649 yılında babasının tavsiyesi üzerine İstanbul'a giderek Oğlanlar Tekkesi Şeyhi İbrâhim Efendi'ye intisap etmiştir. Çilesinin tamamladıktan sonra İbrâhim Efendi'nin halifesi olmuş, 1655 yılına kadar onun toplantılarına katılmış, fikirlerinden istifade etmiştir. 1655 yılında şeyhinin ölümü üzerine memleketi Kütahya'ya dönerek irşad faaliyetlerine başlamıştır.

faaliyetlerini sürdürerek taassup ve cehaletle mücadele etmeye devam edip zamanının bilginlerinin suçlamalarına rağmen bildiği yoldan geri atmamıştır

1.5. Tasavvufî Yönü ve Kütahya'daki Faaliyetleri
İbrâhim Efendi’nin 1655 yılında vefatından sonra Kütahya’ya dönen Sun'ullâh Gaybî Bayramî-Melâmî çizgide eserler vermiştir. Önceleri ailesinin bağlı bulunduğu ve Kütahyalı Muslihiddin Efendi yoluyla Halvetîyyenin Sinâniyye koluna mensup olan Gaybi¸ daha sonra şeyhinin bağlı bulunduğu Bayrâmî-Melâmî koluna girmiştir. Risâle-i Esmâ’da zikir anlayışıyla ilgili bilgi verirken tarikat silsilelerini “silsile-i Muhammediyye” şeklinde tanımlar, Halvetî ve Bayramî-Melâmî silsilelerini kaydeder. Bîatnâme adlı eserinde Bayramî-Melâmî silsilesini “silsiletü’z-zeheb” yani "altın zincir" olarak nitelendirir.

Bazı kaynaklarda Sun'ullâh Gaybî'nin Kütahya’da bir tekke inşa ederek, bazı kaynaklarda ise köyünde babasının tekkesinde irşad faaliyetlerinde bulunduğunu belirtirler. Bu süreç içinde tasavvufî fikirlerini neşretmeye başlayan Sun'ullâh Gaybî halk arasında Bayramî Melâmîliği hakkında yerleşmiş yanlış kanaatlerden dolayı zındıklıkla itham edilmiştir. Sun‘ullah Gaybî hayatının sonlarına doğru yazdığı bazı risâleleri bu yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmak için kaleme almıştır.

1.6. Ölümü ve Mezarı
Sun'ullâh Gaybî'nin doğum tarihi gibi ölüm tarihi de kesin olarak bilinmemektedir. Kaynaklarda 1663, 1676, 1693 gibi tarihler geçmektedir. Son eseri Risâle-i Esmâ'yı 1676'da yazdığına göre bu tarihten sonra ölmüş olmalıdır.

Kütahya'da Meydan Mahallesindeki Musalla Mezarlığında bulunan mezarı üzerine bir türbe yapılmıştır. Kütahyalılar tarafından “Hudâ Rabbim” adıyla bilinen Sun’ullah Gaybî’nin türbesi şehrin önemli ziyaret yerlerindendir.

2. EDEBÎ ŞAHSİYETİ
Sun‘ullâh Gaybî, Türk tasavvuf şiirinin önemli temsilcilerinden biridir. Mehmed Fuad Köprülü onu Yûnus Emre takipçileri arasında sayar. Çoğunluğunu aruz, bir kısmını hece vezniyle yazdığı şiirlerinde tecelli, devir nazariyesi ve insân-ı kâmil düşüncesi gibi tasavvufun temel konularını işlemiştir. Devir nazariyesini anlattığı doksan dokuz beyitlik Keşfü’l-gıtâ manzumesi tasavvufî çevrelerde çok tanınmıştır.

Eserlerinde tasavvufun en karmaşık konularını sade bir dil ve anlaşılır bir üslûpla işlemiştir. Onun insan, varlık, marifet ve aşk gibi temel konulara ilişkin düşüncelerinde, başta Yûnus Emre olmak üzere Mevlânâ, Hacı Bayram-ı Veli gibi Anadolu'da yetişen büyük zatların izleri görülür. Şiirlerinde Türkçeyi ustalıkla kullanmıştır. Mensur eserlerinde daha çok nasihat ve hitap yoluyla anlatım, delil ve ispat yoluyla anlatımı tercih etmiştir. Edebî çevrelerce mutasavvıf kişiliği daima şairliğinin önüne geçmiştir.

3. ESERLERİ

3.1. Divan
İlâhî, tevhid, münâcat, na’t, mi'râciye, mevlid, nutuk, devriye ve şathiye gibi tasavvufî türlerden oluşan Divan'ı mürettep değildir. Divan'ında yer alan 115 şiirden bazıları aruz, bazıları ise hece vezniyle yazılmıştır.

Sun'ullah Gaybî ve birçok nüshası bulunan Divan'ı üzerinde Abdurrahman Doğan yüksek lisans tezi, Bilal Kemikli ise doktora tezi hazırlamıştır. Her iki çalışma da kitap olarak basılmıştır. Bilal Kemikli'nin eserinin baş tarafında devir nazariyesini işleyen meşhur Keşfü’l-gıtâ kasidesi de yer almaktadır.

3.2. Sohbetnâme
1649-1655 yılları arasında İstanbul'da Oğlanlar Tekkesi Şeyhi İbrâhim Efendi’nin sohbetlerine katılan Sun'ullâh Gaybî, İbrâhim Efendi’den dinlediği sözleri derleyerek bu kitabı yazmıştır. 560 paragraftan meydana gelen eser İbrâhim Efendi’nin hayatı, tasavvuf anlayışı ve çevresine ilişkin en sağlam bilgileri vermesinin yanında dönemin dinî-içtimaî tarihine de ışık tutacak önemli bir kaynaktır. Eserin 1660 tarihli müellif hattı nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’ndedir..

3.3. Rûhu’l-hakîka 
Sun'ullâh Gaybî bu eserinde tasavvufun temel meselelerinden biri olan hakikate ulaşmayı kendi tarikat usul ve erkanına göre ele alıp işlemiştir. 1661 yılında yazılan eser, el yazması nüshası Kütahya Belediyesi Mustafa Yeşil Kütüphanesindedir.

3.4. Bîatnâme
Bu eser, Bayramî-Melamî geleneğinin en önemli kaynaklarından biridir. Mürşid-mürid ilişkisi, muhabbet, zikir ve zikir çeşitleri, zikir telkini, kâmil bir mürşidde bulunması gereken özellikler gibi konuları içerir.

3.5. Risâle-i Halvetiyye ve Bayramiyye
1662 yılında yazılan eserde şeriat, tarikat, hakikat ve marifet kavramları üzerinde durulmuştur. Tek nüshası Bursa Eski Yazma ve Basma Eserler Kütüphanesi'ndedir. Müellif esere bir ad vermemiş, bu ad daha sonra müstensihler tarafından kaydedilmiştir.

3.6. Akâidnâme
Sun‘ullâh Gaybî’nin tasavvufî görüşlerini içeren eserde Sünnî ulemânın tasavvufa olan ilgilerine değinilmiş, bazı mutasavvıfların inançlarında görülen sapmalara işaret edilmiştir.

3.7. Risâle-i İlm ü Amel
Gaybî’nin 1663 yılında yazdığı bu risâle onun ilim ve amel hakkındaki görüşlerinin yanı sıra döneminin ilim anlayışını yansıtması bakımından önemlidir.

3.8. Tarıku’l-hak fî teveccühü’l-mutlak 
Beş varaktır. 1660 yılında Karacaşehir kasabasında yazılmıştır. İnsan-ı kamil nazariyesi çerçevesinde kaleme alınmıştır. Eserin yazma nüshaları vardır. Bunlardan biri Süleymaniye Kütüphanesi'ndedir.

3.9. Risâle-i Esmâ 
İki bölümden oluşan eserin ilk bölümünde isim, müsemmâ ve ism-i zât gibi kavramlar ele alınmış, esmâ-i hüsnâ şerh edilmiş; ikinci bölümde sülûk, talibin izlemesi gereken yol, mürşid, aşk, erkan-ı sülûk ve rü'yâgibi konular üzerine durulmuştur.

3.10. Mekârimü’l-ahlâk fî tarîki’l-uşşâk
1661 yılında kaleme alınan eserde tasavvuf ve ahlâk ilişkisi ele alınmıştır.

3.11. Hudâ Rabbim Risâlesi
Sun'ullâh Gaybî’nin neşredilen tek eseridir. “Hudâ rabbim nebim hakkâ Muhammed’dir. Resûlullâh / Hem İslâm dînidir dînim kitâbımdır kelâmullâh” beytiyle başlayan ilmihal niteliğinde elli iki beyitlik bir manzumedir. Aruz vezniyle yazılan eserin ilk bölümünde imanın şartı, ikinci bölümde ise İslâm'ın şartları, namazın, guslün, ve abdestin farzları konu olarak işlenmiş, son bölümde ise Allah’a yakarış kısmı yer almaktadır.

Bu eserin Sun'ull'ah Gaybî’ye ait olup olmadığı tartışma konusudur. Abdülbâki Gölpınarlı Hüdâ Rabbim Risâlesi'nin Erzurumlu İbrâhim Hakkı'ya ait olduğunu belirtirken İsmail Hakkı Uzunçarşılı Sun'ullâh Gaybî'ye ait olduğu görüşündedir. Kütahya’da basılan ve Kütahya Vahit Paşa İl Halk Kütüphanesinin Yazma Eserler Bölümü'nde bulunan bu manzumenin XX. yüzyılın başlarına kadar Kütahya halkının çoğu tarafından ezbere bilindiği belirtilmektedir. Kadir Güler Kütahya Şairleri I adlı eserinde, aslı elli iki beyit olan manzumenin Sun'ullâh Gaybî'ye ait olduğu, ondan yaklaşık yüz sene sonra yaşayan Erzurumlu İbrâhim Hakkı'nın bu manzumeyi okuyup beğenerek birtakım beyit ilaveleriyle Marifetnâme'de yer verdiği görüşündedir.    

Eserlerinden Örnekler:

KEŞFÜ'L-GITÂ KASİDESİ'nden
Bir vücuddur cümle eşya ayn-ı eşyadır Hudâ
Hep hüviyyetdir görünen yok Hudâ'dan mâ-adâ

Lîk vardır ol vücûdun zâhiri vu bâtını
Pes bu hey'etle olur ol evvel u âhır ana

İtibarîdir vücûda evvel u âhir demek
Bir ahaddır ol ayın kim ibtida-vu-intiha

Evvel âhir farz edersen böyledir bu yoksa ki
İlbtidâsız intihâsız böyledir bu sır şehâ

Ayn olan şeyde ne mümkin evvel u âhir demek
Şâhid-i kâfi kelâm-ı Hakk'daki lafz u edâ

Bir vücûdun bâtınıdır ol kadîm-î rûh-u Hakk
Hep tecellî-i Hudâdır hâdis olan zâhirâ

Bâtın-ı âlem teneffüs etmek ister zâhirâ
Müstetir olan hakâyık tâ ki ola âşinâ

Cân-ı âlemden takaza kopdu zâtı aşkına
Ekmel-i sûretde geydi hüsnünü seyr ede tâ

Lâ-cerem düşdü sefer bu iktizâ olan tamâm
Kenz-i Mahfi feth olup mekşuf ola sırr-ı âmâ

Geldik imdi zât-ı Hakk kim bâtın-ı âlemdurur
Kenz-i mahfisini seyret gör nice eyler küşâ

Sûret-i Âlemde mestûr olmuş idi sırr-ı Hak
Hubb-u zâtî kopdu Hakdan mürtefi ola hafâ

Yani bir kuvvet ki ol ayn-ı nefesdir mânide
Kopdu âlemden urûc ede bulunca tâ lika

Esfel ü Âlâyı seyr edip merâtib kat' ile
Cümleyi cami' olup hâsıl ola ilm u gına

Âlem-i ulvi ki Arşdır anı menzil eyledi
Bulmadı anda murâdın eyleye zevk u safâ

Geçdi Arşdan çıkdı kürsiye bu kez menzil diyu
Anda dahi bulmadı kendin aradı câ-be-câ

Geldi heft eflâke çıkdı anı dahi seyr edip
Anda hiç bulmadı kendin nice olsun dilküşâ

Unsuriyyâta bu kez geldi yüzünü tutdu ol
Anda dahi yüzünü göstermedi ol dilrübâ

Kodu anı dahi gecdi madene menzil diyu
Bulmadı anda özün kim gerçi etdi çok recâ

Kodu anı dahi kim menzilgeh edindi nebat
Bulmadı kendisini hem ola ol câna gıdâ

Bulmadı anlarda özün geldi hayvan mülküne
Bunda bulmasaydı özün cânın eylerdi fedâ

Âkıbet bunca menâzil geçdi kendin bulmadı
Geldi insâna göründü ol cemâl-i cân-fezâ

Neş'e-i âdemdir ancak nefhaya kabil vücud
Rûh-u Hakdır nefh-i âdem demedi mi rûnüma?

Âdemîde hâsıl oldu çün kemâl-i tesviye
Arşına pes Hak-taâla andan etdi istiva

Aşikâr oldu sana hep âlem-i ulvi ne var
Çünkü âdemden yüzün gösterdi Zât-ı Kibryâ

Âlem-i ulvîdir ancak anda akl-u-ilm ola
Âlem-i süflîde olmaz ilm-i Hak akl ü rehâ

Âlem-i ulvîde zâhirdir cemâl-i pâk-i dost
Âlem-i süflide yokdur nutk u savt u hemnevâ

Âlem-i ulvî denen hep âlem-i süflidedir
Âlem-i süflî hakikat âlem-i a'le-l-ulâ

Mahasal âlem kamu âlât-ı âdemdir tamâm
Hep amel mazharlarıdır yok birinde ilm-ü-câ

Cümlesinin yok şuûru kârı hem mahsûsdur
Kadir olmaz bir nefes kim kârını ede heba

Kadr-ı küllîyesinin mazharlarıdır hep bular
Her ne kârın mazharı ise hidmetin eder edâ

Münacât
Bir sözde kim vardır hatâ estağfirullah-el-azim
O işde varsa nâ-sezâ estağfirullah-el-azim

Şer'-i şerif imiş temel makbul değil ansız amel
Bildik işmiz hep halef estağfirullah-el-azim

Bâtılda etmedik karâr Hakdan yana ettik firar
Şer'a'muhâlif her ne var estağfirullah-el-azîm

Kimin yolu ilhâd ola sanma anı irşâd ola
Âhır demi berbâd ola estağfirullah-el-azîm

Şer'i bırakmamış selef sonra gelen hayr-ül-halef
Olmayalım biz de telef estağfirullah-el-azîm

Hakkın habîbi Mustafa odur bu yolda rehnümâ
Andan cüda Hakdan cüda estağfirullah-el-azim

Gaybi heman budur sözüm şer' üzre muhkemdir özüm
Döndü mübahiden yüzüm estağfirullah-el-azîm

Murabba
Ey tecellî-i cemâlin talibi
Gel cemâl-i pire candan tâlib ol
Vey tesellî-i visalin râgıbı
Gel cemâl-i pîre candan tâlib ol

Sâlik-i râha gerekdir aşk-ı Hak
Merd-i Hakka hidmet eyle al sebak
Dide-i Hak-bîn ile gel Hakka bak
Gel cemâl-i pîre candan tâlib ol

Nûr-ı Hakdır görünen nûr-ı cemâl
Anın içün yokdur ana hiç misâl
Budur ancak mazhar-ı küll-i kemâl
Gel cemâl-i pîre candan tâlib ol

Hasta-i aşk olana gelür tabîb
Feyz umar anın içün cümle garib
Oldurur senden olan sana karib
Gel cemâl-i pîre candan tâlib ol

Aşkına düşgil o zâtın rûz u şeb
Keşf ola sırr-ı vücûdun cümle heb
Ayn-ı Rabdır sanma anı gayr-ı Rab
Gel cemâl-i pîre candan tâlib ol

Aşk-ı pir oldu bu yolda reh-nümâ
Anın aşkı olmasa oldun cüdâ
Aşk-ı pîrden gayrısıdır mâsivâ
Gel cemâl-i pîre candan tâlib ol

Gaybiyâ kim kılsa hakkânî nazar
Cezbe-i Hak cânına eyler eser
İlmi koyup aynına eyle sefer
Gel cemâl-i pîre candan tâlib ol

            Hazırlayan : Salih ÖZDEN